TESKOMB DERGİ

T E S K O M B   D E R G İ

EYLÜL
2006
 
    TESKOMB ANASAYFA   |   DERGİ ANASAYFA  |   İLETİŞİM   |    ARŞİV 
içindekiler
Editörden
Başyazı
** Türkiye'den ve dünyadan kısa kısa...
** Ramazan'da TESKOMB'un İftar Konukları
** Ramazan'da TESKOMB Halk Bankasının İftar Konuğuydu
** TESKOMB AK Parti Milletvekillerini Ağırladı
** TESKOMB Yozgatlı Dernekler Federasyonu ve Ankara Bölge Birliğini Ağırladı
** TESKOMB Genel Başkanı A.Kadir AKGÜL Kırşehir'de AHİLİK KAFTANI giydi
** Makale / Zülfikar Doğan : Allah'ın askerleri ile devirden devire
** EKONOMİ / Yabancı Yatırımcıdan Türkiye'ye ilgi
** Makale / Veli Özdemir : Siyasetin süpriz gündemi TEZKERE
** Gündem / Gazilerimizi Şükranla Anıyoruz
** Makale / Salih Çetinkaya : Gaziler Günü
** Gündem / RAMAZAN
** Makale / Hakan Yüksek : Esnaf sanatkar ve KOBİ'ler açısından BASEL-2 uygulamaları
** Makale / Adnan Akgünel : 5 Yıldızlı Dram 30 Dolara her şey dahil!
** Gündem / 11 Eylülün Ardından
** Makale / Metin Özkan : Buradan Bakınca
** Esnaf Köşesi / Bir Baston Ustası : Tuncay Usta
** Gazi / Fatih'in Çeşm-i Cihanı AMASRA
** Nostalji / Gülsemin Şahin : Limoncu Dede
** Esnaf Hikayeleri / Fehmi Çalmuk : Oğlum Baba!
** Eğlence / Değişen Sizin Kalbiniz
** Pratik Bilgiler / Usülsüzlük Cezalarına Ait Cetvel
** Sağlık / İlk Yardım Hayat Kurtarır
** Basında TESKOMB
** Atatürk Köşesi
** Şiir / Hüseyin Akpınar : Unutma

NOSTALJİ

Gülsemin Şahin
TESKOMB
Basın Danışmanı

LİMONCU DEDE

 

Ankara'nın Ulus Semtini gezdiniz mi bilmiyorum?

Yüzyıllardır unutulmayan tarihi, bağrında yaşatan ayrı bir ilçedir.

Buram buram nostalji kokar. Bir Çıkrıkçılar Yokuşu vardır sormayın gitsin. Binbir türden insanlar, binbir türden eski yeni eşyalar, antikalar...

 

Ankara'nın Ulus Semtini gezdiniz mi bilmiyorum? Yüzyıllardır unutulmayan tarihi, bağrında yaşatan ayrı bir ilçedir. Buram buram nostalji kokar. Bir Çıkrıkçılar Yokuşu vardır sormayın gitsin. Binbir türden insanlar, binbir türden eski yeni eşyalar, antikalar...

O, tarihe kafa tutarcasına ayakta kalmaya çalışan iş hanları. Buralarda kalfalıktan işçiliğe, ustalıktan patronluğa, sanayicilikten ülke yönetimine, bakanlığa kadar uzanan hayat yolunda çalışan binlerce emektar. Her bir insanın hayatının yorgunluğunu içinde taşıyan o iş hanları.

Hele hele o, “Ben buradayım. Sayemde yaşıyorsunuz. Biz ne savaşlar gördük, ne mücadeleler verdik” diyen kükreyişi ile heybetli Ankara Kalesi.

Bir de Hacıbayram Camisi vardır ki bambaşka bir dünya. İlginç kitaplar, her türlü alışverişin yapıldığı birbirinden ilginç seyyar satıcılar. Her an şaşkınlık veren manzaralar. Yani bir başka dünya...

Şimdi anlatacağım hikayenin başlangıç noktası aslında bir fotoğraf. Aren Tanıtımın yöneticilerinden Engin Yalçınkaya arkadaşımız Ulus Semt Pazarında çekmiş bu fotoğrafı. İlk baktığımda içim bir hoş oldu. Kambur ama iki limon kasasını delikanlılara taş çıkartırcasına sırtlamış ya... Hele hele o çuvalına ne demeli! Eğer öbür elinde de olsaymış dengeleyen bir limonlu çuvalı, belki biraz daha rahat yürüyebilirmiş limoncu dede. Ama kimse bilmez o bastonlu elinin altındaki dünyanın yükünü. Hele hele görmeyince de gözleri... Evet “limoncu dede” diyorlar Hüseyin Amcaya, çünkü kimse ismini söylemiyor artık. Bellemişler bir limoncu dede aşağıya, limoncu dede yukarı.

87 yaşında Hüseyin Amca. Yani “limoncu dede”. Çok tesadüftür ki Hacıbayram'da karşılaştım. Hacıbayram'ın avlusunun karşısında kitapçı ve cd satan dükkanlar var. Bir meslektaşımın cenaze namazından çıktıktan sonra dalgın dalgın giderken, “Limoon... Taze limon, az kaldı. Hepsi satıldı” diye titreyen bir sese kulak kabarttım. Bir de baktım ki limoncu dede. Kaldırım taşına oturmuş. Demek ki gördüğüm fotoğraf beni ne kadar çok etkilemiş ki “Aaa limoncu dede. Bende fotoğrafı var” diyerek yanımdaki arkadaşlarıma heyecanla anlatmaya başladım.

Elinde son kalan limonları. Hepsini aldım. İki torununa bakıyormuş Hüyesin Amca. Limon satarak geçimini kazanıyormuş. Bir de ne göreyim, limoncu dedenin gözleri görmüyor. Evet görmüyor. Yani ağma... İşte o zaman biraz tuhaf oldum. Torunları küçükmüş, okul masraflarını, evin ihtiyaçlarını gideriyormuş. En fazla 120 tane limon satmış şimdiye kadar. Bunda havanın faktörü yok mu? Yağmurdan, soğuktan, kardan, çoğu zaman hastalıktan limon satamadığı zamanlar oluyormuş. Ama sattığı ekşi limonları onunla ne kadar tatlı...

Oysa asıl şimdi onun bakılma zamanı. Sıcak bir tas çorbanın, bir bardak suyun, bir dilim ekmeğin değerini bilerek, sevdikleriyle aynı sofraya oturmanın huzurunu yaşayabilmek istemez miydi limoncu dede? Kim bilir kaç tane böyle limoncu dedeler var?

Dedenin fotoğrafını yaklaşık iki yıl önce görmüştüm. Hayata dair, geçmiş ve gelecekten izler için arşivimizden çıkartıp, yazılarımız için kullanırdık fotoğrafı. Kim derdi ki yıllar sonra limoncu dede ile karşılaşacağımı. O zamandan bu zamana biraz daha ihtiyarlamış limoncu dede.

İşte dedim, hayatımızdan insan manzaraları. Bazı manzaralar var ki gençlik gibi hiçbir zaman dönmeyecek olan göçmen kuşlara benzemiyor mu?

Lütfen bu fotoğrafa gözünüzün ucu ile bakmayın. Yüreğinizin derinliklerinde bir de siz bir fotoğraf çekin...

Mübarek Ramazan ayına girdik. Bir tas sıcak çorbayı bulamayan, bir dilim ekmeğe muhtaç, sevdikleri ile aynı huzuru paylaşacak, şükredecek nimetlere sahip olamayan insanlarımız. Gelin paylaşalım. Ekmeğimizi, masamızı, yüreğimizdeki sevgiyi bölüşelim. Ramazanın bitmeyen huzur ve mutluluğunu hissederek... Hayırlı Ramazanlar.




TESKOMB©2004