|
Cengiz
Ergen Genel Başkan
Başdanışmanı
TÜRK
CEZA HUKUKUNDA BELLİ HAKLARI KULLANMAKTAN YOKSUN BIRAKILMA
5237
Sayılı Türk Ceza Kanununun 53. maddesi gereğince; belli bir
suçu işlemekten dolayı cezaya mahkumiyetin sonucu olarak
ömür boyu devam edecek bir hak yoksunluğu söz
konusu değildir. Bu hak yoksunluğu süresiz olmayıp, mahkum
olunan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar devam etmesi
öngörülmüştür.
1.6.2005
tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk
Ceza Kanunu'nun 53. maddesinde şöyle düzenleme
yapılmıştır.
“Madde
53 - (1) Kişi, kasten işlemiş olduğu
suçtan dolayı hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu
olarak;
a)
Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin
üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük
Millet Meclisi üyeliğinden veya devlet, il, belediye, köy
veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve
kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tabi bütün
memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten,
b)
Seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasi
hakları kullanmaktan,
c)
Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette
bulunmaktan,
d)
Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasi parti tüzel
kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan,
e)
Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluşunun iznine tabi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu
altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten,
yoksun
bırakılır.
(2)
Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkum olduğu
hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz.
(3)
Mahkum olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen
hükümlünün kendi alt soyu üzerindeki
velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından
yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Mahkum olduğu
hapis cezası ertelenen hükümlü hakkında birinci
fıkranın (e) bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun
uygulanmamasına karar verilebilir.
(4)
Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği
sırada on sekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında birinci
fıkra hükmü uygulanmaz.
(5)
Birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye
kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla hapis
cezasına mahkumiyet halinde, ayrıca, cezanın infazından sonra
işlemek üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına
kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar
verilir. Bu hak ve yetkilerden birinin kötüye
kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla sadece
adli para cezasına mahkumiyet halinde, hükümde
belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak
ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Hükmün
kesinleşmesiyle icraya konan yasaklama ile ilgili süre, adli
para cezasının tamamen infazından itibaren işlemeye başlar.
(6)
Belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin
gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne
aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkumiyet
halinde, üç aydan az ve üç yıldan fazla
olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının
yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri
alınmasına karar verilebilir. Yasaklama ve geri alma hükmün
kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süre,
cezanın tümüyle infazından itibaren işlemeye başlar.”
1926
tarih ve 765 sayılı eski Türk Ceza Kanunu ile 1.6.2005
tarihinde yürürlüğe girmiş olan 5237 sayılı Türk
Ceza Kanunu arasındaki önemli fark; belli bir suçu
işlemekten dolayı cezaya mahkumiyetin sonucu olarak ömür
boyu devam edecek bir hak yoksunluğunun yeni Türk Ceza
Kanunu'nda söz konusu olmamasıdır.
765
sayılı önceki Türk Ceza Kanunu'nda ceza mahkumiyetinin
neticesi olarak beş seneden fazla ağır hapse mahkumiyet durumunda
müebbeden “ömür boyu” ve üç
seneden beş seneye kadar ağır hapse mahkumiyette ise üç
aydan üç yıla kadar kamu hizmetlerinden yasaklanma
cezası uygulanıyordu.
Bunun
dışında ayrıca ceza mahkumiyetinden kaynaklanan diğer nevi hakları
kullanmaktan yasaklama cezası da vardı.
Örnek
olarak; görevine girmeyen ve yapılması veya yapılmaması
hususunda yetkili olmadığı bir işi yapacağı kanaatini uyandırarak
menfaat sağlayan memura bir yıldan beş yıla kadar hapis ve iki
milyon liradan beş milyon liraya kadar ağır para cezası ve aynı
zamanda memuriyetten müebbeten “ömür boyu”
mahrumiyet cezası veriliyordu. Burada ki temel cezanın ağır hapis
cezası olmamasına karşılık kamu hizmetlerinden yasaklanmaya göre
daha dar kapsamlı sayılabilen fer'i ceza özelliğindeki
memuriyetten ömür boyu yasaklanma cezasına
hükmolunuyordu. Yine önceki Türk Ceza Kanunu'na
göre, görevi kötüye kullanma suçundan
tayin olunan hürriyeti bağlayıcı ceza ağır hapis cezası
olmamasına, hapis cezası olarak belirlenmesine rağmen hapis
cezasına ilave olarak ayrıca, memuriyetten süreli veya
temelli olarak yoksun kılınma cezası da veriliyordu.
Kamu
hizmetlerinden ömür boyu “müebbeten”
yasaklanma ve ceza mahkumiyetinden meydana gelmiş diğer nevi hak
yoksunluğu cezaları yasaklanmış “memnu” hakların
iadesi yoluyla giderilebiliyordu. Bunun için mahkumun
oturduğu yerin bulunduğu Ağır Ceza Mahkemesi yetkili merciydi.
Ceza
şahsi hürriyeti bağlayıcı bir cezaya bağlı olduğu halde buna
mahkum olan ve işlemiş olduğu cürümden dolayı pişmanlık
duyduğunu ihsas edecek surette iyi hali görülen kimse,
asıl cezasını çektiği veya ceza af ile ortadan kalktığı
tarihten itibaren üç ve zamanaşımı ile düşmüş
olduğu surette düştüğü tarihten itibaren beş yıl
geçtikten sonra yasaklanmış hakların iadesini
isteyebiliyordu.
Eğer
bu mahrumiyet ve iskatı ehliyet cezaları diğer bir cezaya ilaveten
tertip olunmamış ise memnu hakların iadesi ancak hüküm
kesinleştiği tarihten itibaren beş sene sonra talep
edilebiliyordu.
Yürürlükten
kaldırılan 765 sayılı eski Türk Ceza Kanunu'nun sisteminde;
gerek Türk Ceza Kanunu'ndan gerekse özel bir yasadan
meydana gelsin, “kamu hizmetlerinden yasaklanma”,
“memuriyetten mahrumiyet”, “seçme ve
seçilme hakkından yoksun kılınma”, “yasal
kısıtlılık altında bulundurma”, “babalık ve kocalık
haklarından mahrumiyet”, “meslek ve sanatın tatili”,
“iş yerinin kapatılması” ve benzerleri, ister bir
mahkumiyet neticesi ve isterse ceza biçiminde hükmedilen
bir nev'i ehliyetsizliklerin, yasaklanmış (memnu) hakların geri
verilmesi yolu ile ortadan kaldırılmasına yasal engel
bulunmuyordu. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun sisteminde
ise; hak yoksunlukları kural olarak cezanın infazı ile sona
erdiğinden memnu hakların iadesi söz konusu değildir.
Hürriyeti
bağlayıcı cezaya mahkum edilen şahıs, toplumda belli hakları
kullanmaktan yoksun bırakılmaktadır. Ancak, bu yoksunluk kural
olarak mahkum olunan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar
sürecektir. Cezanın yerine getirilmesi şahsın işlediği suçtan
ötürü etkin pişmanlık hissetmesini, yeniden topluma
kazanılmasını gerektirdiğine göre; cezasını çekmiş
olan şahıs artık toplumla barışmış, suç işlemekle
kaybettiği toplumsal güveni geri kazanmış demektir. Bu
itibarla yeni değişiklikte, belli bir suçu işlemekten
dolayı cezaya mahkumiyetin neticesi olarak ömür boyu
devam edecek bir hak yoksunluğuna yer verilmemiştir. Suç
işleyen kişiye karşı toplumun güveni sarsılmaktadır. Bu
sebeple suçlu kişi özellikle güven ilişkisinin
varlığını gerekli kılan belli hakların kullanmaktan yoksun
bırakılmaktadır.
53.
madde metninde, işlediği suç dolayısıyla kişinin hangi
hakları kullanmaktan yoksun bırakılacağı belirlenmiştir. Ancak, bu
hak yoksunluğu süresiz değildir. Cezalandırılmakla güdülen
asıl amaç, işlediği suçtan dolayı şahsın etkin
pişmanlık duymasını sağlayıp tekrar topluma kazandırılması
olduğuna göre, suça bağlı hak yoksunluklarının da
belli bir süreyle sınırlandırılması gerekmiştir.
Bu
sebeple, madde metninde söz konusu hak yoksunluklarının
mahkum olunan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar devam etmesi
öngörülmüştür.
Bu
sistemde süresiz bir hak yoksunluğu söz konusu olmadığı
için, yasaklanmış hakların geri verilmesinden artık söz
edilemeyecektir.
Maddenin
dördüncü fıkrasında, kısa süreli hapis cezası
“bir yıla kadar hapis cezası kısa sürelidir”
ertelenmiş veya fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış
olan kişiler hakkında mahkum oldukları cezaya bağlı herhangi bir
hak yoksunluğunun doğmadığı hüküm altına alınmıştır.
Maddenin
beşinci fıkrasında, belli bir hak ve yetkinin kötüye
kullanılması suretiyle işlenen kasıtlı suçlar dolayısıyla
mahkumiyet halinde, mahkum olunan cezanın infazından sonra da
etkili olmak üzere bu hak ve yetkinin kullanılmasının
yasaklanmasına ayrıca hükmedilmesi öngörülmüştür.
Bu durumda mahkemenin belli bir hak ve yetkiyle ilgili olarak
vereceği yasaklama kararı bir güvenlik tedbiri niteliği
taşımaktadır.
5237
sayılı Türk Ceza Kanunu'nun özel kanunlarla ilişki
başlığını taşıyan beşinci maddesine göre “Bu kanunun
genel hükümleri özel ceza kanunları ve ceza içeren
kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır.”
Türk
Ceza Kanunu'nun birinci kitabını oluşturan ilk 75 maddesi genel
hükümleri ihtiva etmektedir. Türk Ceza Kanunu'nun
yürürlük ve uygulama şekli hakkındaki 1.6.2005
tarihinde yürürlüğe girmiş olan 5252 Sayılı
Kanun'un geçici birinci maddesine göre “Diğer
kanunların 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nun birinci kitabında
yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri, ilgili
kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31
Aralık 2006 tarihine kadar uygulanır.” 5237 sayılı Türk
Ceza Kanunu ile yaptırım sisteminde önemli değişiklikler
yapılmıştır.
Asli
ceza ve fer'i “ek” ceza ayrımı kaldırılmıştır. Suç
olgusu dolayısıyla uygulanabilen yaptırımlar, ceza ve güvenlik
tedbiri olarak belirlenmiştir. Suçlar arasındaki cürüm
ve kabahat ayrımı terk edildiği için ağır hapis, hapis ve
hafif hapis ayırımı da kaldırılmıştır. Temel ceza olarak hapis
cezası benimsenmiştir. Hapis cezası, ağırlaştırılmış müebbet
hapis, müebbet hapis ve süreli hapis cezası olmak üzere
üçe ayrılmıştır. Bu ayrımda hapis cezasının infaz
sureti esas alınmıştır. Bu cezaların ne surette infaz edileceğinin
İnfaz Kanunu'nda düzenlenmesi öngörülmüştür.
Cürüm ve kabahat ayrımının kaldırılması para cezası
bakımından da ağır para cezası ve hafif para cezası ayrımının terk
edilmesi sonucunu doğurmuştur. Bir suç karşılığında
öngörülen ve mahkeme tarafından hükmedilen
para cezası ile idari yaptırım olarak uygulanan para cezası
arasındaki kavram karışıklığını önlemek için ceza
hukuku yaptırımı niteliğindeki para cezasının adı, adli para
cezası olarak belirlenmiştir. Adli para cezası bakımından gün
para cezası sistemi benimsenmiştir. Adli para cezası, kural olarak
hapis cezasına seçenek yaptırım şeklinde kabul edilmiştir.
Adli
para cezası beş günden az ve kanunda aksine hüküm
bulunmayan hallerde yedi yüz otuz günden fazla olmamak
üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün
karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması
suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından
Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir. En az yirmi ve en
fazla yüz Türk Lirası olan bir gün karşılığı adli
para cezasının miktarı, kişinin ekonomik ve diğer şahsi halleri
göz önünde bulundurularak takdir edilir.
|